22 Ekim 2010 Cuma

Yarım Kalmış Bir Öykü




14.08.2001


Buradaki ilk günüm. Neredeyse sekiz ay oldu, sanki sekiz yıldır buradayım gibi. Otuz-kırk metre yükseklikte, üzeri düz olan bir alandayız. Benden başka altmış üç kişi daha var. Şehirle tek bağlantımız telefon ve günde üç defa gelen yemek kamyonu. Şehir etrafı yüksek dağlarla çevrili dümdüz, elli-altmış kilometre genişliğinde, bir ovaya kurulmuş. Ülkenin en doğusu neredeyse.

Şafak sabah dörtte söküyor. İlk nöbetimde epey şaşırtmıştı bu durum beni. Sabahın dördüyle öğlen oniki arasında uyuyorum. Okuyacak birkaç kitap dışında hiçbir şey yok buradaki dünyadan sıyrılacak.

Arada bir dürbünle etrafı seyrediyorum. Müfrezenin etrafı dikenli tellerle çevrili. Yedi kule var. Kuzeyden Murat Nehri geçiyor. Yazın ortasında olduğumuz için suyu toprağın altına çekilmiş. Kirli ve bulanık akıyor. Çobanlar sürülerini getiriyorlar Murat'ın kıyısına.

Dün gece dikenli tele yüz metre mesafede yanan bir ateş ve elleri tüfekli üç-dört kişi görüldü. Mangayı kamyonla yolladım. İki korucu ve iki çoban, Doğubeyazıt'tan sürü getirmiş satmak için mal pazarına. Yeterince uzağa gitmeleri için uyarıldılar.

Güneş tam tepede yakıp kavuruyor. Her taraf alabildiğine kurumuş, sararmış otlarla çevrili. Kesilip oraya buraya yığılmış.

Buranın havası bir garip; hiç nem yok. Vücudum bir gün içinde karardı. Hava insanın üzerine yapışmıyor. Toprak da bir garip, rengi toprak rengi gibi değil sanki. Kupkuru, ayağının altında hemen dağılıyor.

Hiç yorum yok:

Ben Kim Oluyorum?

Fotoğrafım
Antalya, Akdeniz, Türkiye
He who loves the cliff, must have wings!