22 Ekim 2010 Cuma

Bayram Sabahları Üzerine Bir Deneme



Annem mutlaka herkesten önce uyanır, kahvaltıyı hazırlar, hepimizi uyandırdıktan sonra en son kendisi otururdu masaya.
Ama önce daha güneş doğmadan camiye giderdik babamla. İlk camiye kaç yaşındayken gittim hatırlamıyorum ama hatırladığım tek şey o gün aklımın ermediğiydi tanrı kavramına.

O günlerde kavramın bile ne olduğunu bilmeyen bir çocuk için tanrı kavramı, ilkokulda fizik problemleri çözmeye çalışmak gibiydi galiba. Daha kendini bile tanımamış bir çocuğun tanrıyla ilk buluşması bir camide gerçekleşmişti. Alınlar yerdeyken gözümün ucuyla duvarın arkasında kim var acaba diye sorduğumu hatırlıyorum kendime. Acaba bizi görüyor mu? Günah işlesem alnıma yazılır mı? Her işlediğim günahtan sonra aynada alnımı incelemem bu döneme denk gelir. Alnımda yazılı bir şey göremediğimden dolayı hep beni izleyen bir göz hayal etmişimdir; tanrının gözü.

Bunu ilk düşündüğümde, muhtemelen geceydi ve ayın on dördüydü, ay imdadıma yetişti. İşte, tanrı vardı ve olmaması düşünülemezdi bile, ay aracılığıyla biz insanları izliyordu. Ay tanrının gözüydü. Gündüzleri gözükürdü bazen, gündüzleri de izlerdi beni. Onu göremediğim zamanlarda ise ki bu zamanlarda tanrı hep kızgın olurdu, güneş imdadıma yetişirdi. Tanrının gözü güneş olurdu, kızgın bakardı bana. Bu yüzden her çocuğun aksine, geceleri değil gündüzleri daha çok korkardım tanrıdan. Gündüzleri işlediğim günahların çarpanları daha fazlaydı, daha çok zaman geçirmem gerekirdi cehennemde eğer gündüz bir günah işlediysem. Geceleri tanrı sakinleşir, cezalandırma işini gündüze bırakırdı. Bu yüzden mi insanlar geceleri daha çok günah işler? Bu yüzden mi gecenin karanlık örtüsüne daha çok ihtiyaç duyarlar?

Bilmiyordum, anlamıyordum. Bilmem de pek mümkün değildi zaten. Ama şunu hep merak etmişimdir; neden tanrı biz insanları korkutuyor? Neden tanrının bayramlarında bile insanlar cehennemden, cennetten yani öteki dünyadan bahsedip duruyorlar? Yaşamak için ölmek bir zorunluluk mudur? Hiçbir zamanda yanıtını bulamadığım bir sorudur bu. Hatta üniversitede bile sordum durdum aynı soruyu hem kendime hem de profesörlere, ama onlar da bilmiyordu.
Yoksa insanlar kendileri mi, uydurmuştu tanrıyı? Bir çeşit günah çıkarma ayini miydi, bir çeşit rahatlama durumu muydu adına tanrı dediğimiz şey?
Öyle ya, insanları gütmek için adına devlet denilen yapı yine insanlar tarafından insanları korumak adına yapılmamış mıydı? Yoksa gücü elinde bulunduran azınlık bir sürü tarafından mı icat edilmişti çoğunlukta kalan sürüyü gütmek için? Eh işte, tanrı da böyleydi herhalde; en büyük günahları işleyenler, aynı günahları başkası işlemesin, kendileri zarar görmesin diye bir tanrı yapıvermiş oracıkta ve mesihleri aracılığıyla sürüyü gütmeye başlamışlardı. Tanrı böyle doğurmuştu kendini insandan.

Evet, tanrı insanı yaratmıştı ama varlığının bilinmesi için o yarattığı zavallı insanlara ihtiyaç duyuyordu, kavramsal olarak var olabilmek ve varlığını diğer insanlara duyurabilmek için.


İnsana ihtiyaç duyan bir tanrı olabilir miydi? Elbette olamazdı, olsaydı zaten tanrı olmazdı. Bu sorun da tanrı insanı kendi suretinden yarattı, ile çözüme kavuşturuldu. İnsanda tanrıdan bir parça vardır, her şey tanrıdandır. O halde neden çamurdan ve topraktan var edilen biz insanlar oluyoruz? Yok muydu elinde çamurdan başka bir malzeme? Bak işte topraktan geldik toprağa gidiyoruz, ne kadar da boktan bir durum! Keşke ışıktan gelip ışığa gitseydik, çamur ve pislik olmasaydı yaradılışımızda. Keşke bu kadar bencil olmasaydı bizi yaratan anne ve baba, bize sorsaydı var olmak istiyor musunuz diye.

Bir bayram sabahı neden bir insanın aklına bunlar gelir? Yalnız olduğu ve sayıkladığı için herhalde. Kapısını çalan olmadığı için, sıkıldığı ve vakit öldürmek istediği için… Vakit öldürmek için insanın boş vakit yaratması gerekir önce. Tanrı da böyle bir günde yaratmış olmasın bizleri? İşte tanrı da vakit öldürmek adına ya da sıkıldığı için çokça, yalnız olduğu bir bayram günü yarattı bizleri. Öldürmek için yarattı ve bununla yetinip mutlu olmamızı istiyor.


Soru: “ Ya var olmamış olsaydınız ne olacaktı?”. Ne olacaktı;sana ihtiyacımız olmayacaktı. Kendi varlığına anlam katabilmek için biz zavallıları sürgün ettin yaşamaya.

Bütün bunlar bayram sabahları geliverir insanın aklına. Kapıyı çalan kimse yoktur, çalan olsa da sen açmazsın. Çünkü yalnızlığını kimseye göstermek istemezsin. Ama bilmiyorsundur ki sen de bir zamanlar çocukken, bir bayram günü, kaç yalnızın kapısını çalıp da cevap alamamışsındır… Bir sonraki bayrama kadar.

Hiç yorum yok:

Ben Kim Oluyorum?

Fotoğrafım
Antalya, Akdeniz, Türkiye
He who loves the cliff, must have wings!