Sahip olmamak en büyük mutluluktur, reddetmek ise en güçlü erdemdir. Sabır bunların şeytanı ölüm ise mezar taşıdır.
8 Kasım 2012 Perşembe
Her satırı
mendireğe dizili karabatağa benzeyen
bir mektup bırakarak
balıkçı koyundan
sisler içinde uzaklaşan kayık gibi
bir sabah usulca ayrıldın
koynumdan
Bütün yolcularını
boğaz köprüsünün çaldığı
araba vapurunun
boş seferleri
gibi yalnızca rüzgar
gezinir sensiz
yüreğimde
Durgun bir sudur aslında deniz
ki çocukların
acemi oltalarını denedikleri
kuytu bir iskelenin
tahtaları altına yazdığım
ayrılık şiirini okudukça
dalgalanır.
Sunay AKIN
mendireğe dizili karabatağa benzeyen
bir mektup bırakarak
balıkçı koyundan
sisler içinde uzaklaşan kayık gibi
bir sabah usulca ayrıldın
koynumdan
Bütün yolcularını
boğaz köprüsünün çaldığı
araba vapurunun
boş seferleri
gibi yalnızca rüzgar
gezinir sensiz
yüreğimde
Durgun bir sudur aslında deniz
ki çocukların
acemi oltalarını denedikleri
kuytu bir iskelenin
tahtaları altına yazdığım
ayrılık şiirini okudukça
dalgalanır.
Sunay AKIN
7 Kasım 2012 Çarşamba
Ölmek Zamanı
dağılırdı saçlarınız yaz akşamı
batan güneşe karşı / kumral
susardınız ne de çok susardınız
anlaşılmasıgüç susmanızın anlamı
sanki bir bulmaca uzun bir sarmal
uzadıkça sersem eder adamı
o zaman sevmek değil ölmek zamanı
(uzak bir kız sisli mavi susarsa
acılarla yüklüdür suskunluğu
akıl almaz tehlikeler içerir
helehayatında bir sürgün varsa
kelepçe kuşlarının buz gibi uçuştuğu
o siyah tren uğultularla gelir
bütün üçüncü mevki cıgara dumanı)
bana susar bir hayallekonuşurdunuz
hani fakülteden çıkarken vurmuşlardı
kollarınızda ölen tıbbıyeliçocuk
birbirinize nasıl da uymuştunuz
sevginizde yüceltici birşeyler vardı
korku bulaşığı garip bir mutluluk
bir filmi hatırlatan belki bir romanı
(uzak mavi kız dalgasız bir su
ah onun yalnızlığı benim yalnızlığım
içimizde gemiler ansızın yol kesiyor
ansızın beni de vururlar mı korkusu
izlendiğini sanmak her gece adım adım
şehrin karanlığında devriyeler geziyor
telsizde cızırtılar / cinayet alarmı)
eflatun ve ıssız ağzınız bir muamma
susardınız arkasında susmuşluğunuzun
tekrar tekrar sizi duruşmaya çağırırlar
geç vakte kalır sorgular bitmez ama
hapislik nedir ki / unutulmak asıl sorun
seyreldikçe seyrelir istanbul`dan mektuplar
ne arayanı kalır gittikçe ne soranı
(baksa da beni görmüyor sanki yokum
duymadığı açık anlattıklarımı
sessizliği kalabalık giremiyorum
ölüler kuşatılmış sağımı solumu
geçmişte yaşıyor biliyorum
bir anlatabilsem onsuz olamadığımı
o zaman sevmek değil ölmek zamanı)
Atilla İLHAN
batan güneşe karşı / kumral
susardınız ne de çok susardınız
anlaşılması
sanki bir bulmaca uzun bir sarmal
uzadıkça sersem eder adamı
o zaman sevmek değil ölmek zamanı
(uzak bir kız sisli mavi susarsa
acılarla yüklüdür suskunluğu
akıl almaz tehlikeler içerir
hele
kelepçe kuşlarının buz gibi uçuştuğu
o siyah tren uğultularla gelir
bütün üçüncü mevki cıgara dumanı)
bana susar bir hayalle
hani fakülteden çıkarken vurmuşlardı
kollarınızda ölen tıbbıyeli
birbirinize nasıl da uymuştunuz
sevginizde yüceltici birşeyler vardı
korku bulaşığı garip bir mutluluk
bir filmi hatırlatan belki bir romanı
(uzak mavi kız dalgasız bir su
ah onun yalnızlığı benim yalnızlığım
içimizde gemiler ansızın yol kesiyor
ansızın beni de vururlar mı korkusu
izlendiğini sanmak her gece adım adım
şehrin karanlığında devriyeler geziyor
telsizde cızırtılar / cinayet alarmı)
eflatun ve ıssız ağzınız bir muamma
susardınız arkasında susmuşluğunuzun
tekrar tekrar sizi duruşmaya çağırırlar
geç vakte kalır sorgular bitmez ama
hapislik nedir ki / unutulmak asıl sorun
seyreldikçe seyrelir istanbul`dan mektuplar
ne arayanı kalır gittikçe ne soranı
(baksa da beni görmüyor sanki yokum
duymadığı açık anlattıklarımı
sessizliği kalabalık giremiyorum
ölüler kuşatılmış sağımı solumu
geçmişte yaşıyor biliyorum
bir anlatabilsem onsuz olamadığımı
o zaman sevmek değil ölmek zamanı)
Atilla İLHAN
16 Ağustos 2012 Perşembe
Life is equal
The ugly truth
that
Can never be
known by me
Sneaking around
and crowling
Reaching with
cold hands
All over my
solitude
While i am
counting all the heart beats
Reflects on my
wall
Like a shadow
Without my tears
But i am not
crying
As a lonely man
could
A man that tries
to write
On water
A man must to
decide
A soul to
sacrifice
Touching is a
must with the fingers
By night without
a sight
To the non
existence
Of depth of my
dreams
Is a story
You can never be
involved
23 Temmuz 2012 Pazartesi
Ölüm Gelmişse
Bitmişse
Kızıllığını avuç avuç içtiğimiz şafaklar
Öğleler, ikindiler çoktan geçmişse
Bir akşamüstü garipliği
Sarmışsa her yeri
Güneş devrilmiş
Renkler solmuş
Sesler kesilmişse
Son kuşlar da geçip gitmişlerse ufuktan
Ve çiçekler
Bükmüşse boyunlarını dalgın dalgın
Bil ki ölüm saati gelmiştir
Senden uzak, kendimden uzak
Tüm umutlardan ve her şeyden uzak
Ben ölmüşümdür uzaklarda bir yerde
Gövdesini kurtların oyduğu
Bir ağaç gibi devrilmişimdir
O anı sen bileceksin herkesten önce
Herkesten iyi sen anlıyacaksın
Çaresizliğini, yıkılmışlığını
Sevdiğin adamın
Ve seni nasıl sevdiğini
Duyacaksın derinden derine
Belli belirsiz
Bir gölge düşecek gözlerine
Fakat ağlamıyacaksın, ağlamıyacaksın
Sen tek gelinim, sen tek kadınım
Sen güzelim, nazlım, bebeğim
Kadersizim sen
Gülerken ağlayanım, ağlarken gülenim
Varlığım, nedenim, alınyazım benim
Elbette ağlamıyacaksın
Çünkü sonsuzluklar
Sonsuz sevenler içindir
Çünkü ölüm
Sevmeyi ve ölmeyi bilenler içindir.
Kızıllığını avuç avuç içtiğimiz şafaklar
Öğleler, ikindiler çoktan geçmişse
Bir akşamüstü garipliği
Sarmışsa her yeri
Güneş devrilmiş
Renkler solmuş
Sesler kesilmişse
Son kuşlar da geçip gitmişlerse ufuktan
Ve çiçekler
Bükmüşse boyunlarını dalgın dalgın
Bil ki ölüm saati gelmiştir
Senden uzak, kendimden uzak
Tüm umutlardan ve her şeyden uzak
Ben ölmüşümdür uzaklarda bir yerde
Gövdesini kurtların oyduğu
Bir ağaç gibi devrilmişimdir
O anı sen bileceksin herkesten önce
Herkesten iyi sen anlıyacaksın
Çaresizliğini, yıkılmışlığını
Sevdiğin adamın
Ve seni nasıl sevdiğini
Duyacaksın derinden derine
Belli belirsiz
Bir gölge düşecek gözlerine
Fakat ağlamıyacaksın, ağlamıyacaksın
Sen tek gelinim, sen tek kadınım
Sen güzelim, nazlım, bebeğim
Kadersizim sen
Gülerken ağlayanım, ağlarken gülenim
Varlığım, nedenim, alınyazım benim
Elbette ağlamıyacaksın
Çünkü sonsuzluklar
Sonsuz sevenler içindir
Çünkü ölüm
Sevmeyi ve ölmeyi bilenler içindir.
Ölümdü O
Ölümdü o, beni aldatmayın
Soğuk nefesiydi yüzümde duyduğum
Öyle sessizce öldüm ki defalarca
Hiç bir zaman anlaşılmadı yokluğum
Hayatın omuzunda bir yük olduğu
Nice yalnız geceler, nice akşamlar
Tanrı biliyor ya kaç kere öldüğümü
İnandım ölüme, aşka inandığım kadar
Satır satır yaşadım yazdıklarımı
Ne saadetin ne güzel günün şairiyim
Kimse acımasın bana, istemem
Ben aşkın ve ölümün şairiyim.
Soğuk nefesiydi yüzümde duyduğum
Öyle sessizce öldüm ki defalarca
Hiç bir zaman anlaşılmadı yokluğum
Hayatın omuzunda bir yük olduğu
Nice yalnız geceler, nice akşamlar
Tanrı biliyor ya kaç kere öldüğümü
İnandım ölüme, aşka inandığım kadar
Satır satır yaşadım yazdıklarımı
Ne saadetin ne güzel günün şairiyim
Kimse acımasın bana, istemem
Ben aşkın ve ölümün şairiyim.
Yaşayan Ölü
Bir ölü gelecek evine yarın
Gözlerinde yarım kalmış arzular
Dalıp hayaline hatıraların
Duracak kapında sabaha kadar
Duyunca kapının çalındığını
Korkulu gözlerle dışarı bakma
Bütün odaların yak ışığını
Bir benim kaldığım odayı yakma.
Siyahlar giyin de pencereye çık
Aç kapıyı korkma yabancı değil
Bir ölü ki yaşıyor, gözleri açık
Ölüm seni sevmekten acı değil
Aradı bu ölü hayatı sende
Öldü artık, sevsen de sevmesen de
Gözlerinde yarım kalmış arzular
Dalıp hayaline hatıraların
Duracak kapında sabaha kadar
Duyunca kapının çalındığını
Korkulu gözlerle dışarı bakma
Bütün odaların yak ışığını
Bir benim kaldığım odayı yakma.
Siyahlar giyin de pencereye çık
Aç kapıyı korkma yabancı değil
Bir ölü ki yaşıyor, gözleri açık
Ölüm seni sevmekten acı değil
Aradı bu ölü hayatı sende
Öldü artık, sevsen de sevmesen de
ÖLÜM GELECEK VE SENİN GÖZLERİNLE BAKACAK
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak -
sabahtan akşama dek, uykusuz,
sağır, eski bir pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bu ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık,
bir sessizlik olacak gözlerin:
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizler de öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu.
Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.
C. P.
21 Temmuz 2012 Cumartesi
Ve bana öldür dedi
Ey benim yüzü
hüzünlü sevgilim
Dilim sensizken
yokluğunu yutkunuyor
Sen bana
darıldığında gözüm yere bakıyor
Yol olsam diyorum
keşke yok olmasa
Senin sesin
yankılanırken evinde
Ben sürgünüm
biliyor musun
Sana sitem edecek
nefesim yok ki
Olsa da ne diyeyim
Gönlünün geç
kalmış baharına
Bir sürgün çiçeği
gibi
Susuz kalmışım ne
bileyim
Gölgen vururken
odanın camına
Kaç kere saydım
acaba gölgeni
Hergün seni
beklerken
İntihar etmiş
şairler
Benimle
birlikteyken
Bir yol aradım
durdum
Nazımla nesir arasında
Sıkıştım kaldım
Gel gör ki ne
deneme ne de bir öykü
Saçmalarımın
özeti
Saçına değen
dudaklar
Göğsünde
büyüttüğün heceler
Keşke bana
gelseydiler
Bir de ıslak
gözlerin koynuma
Girseydiler ben
geç kalmadan
Yaşlanmadan seni
bulabilseydim
Yatağımın
başucunda sayfası yırtık bir kitap
Gibi öpüp
okşasaydım o güzelim kederlerini
Canımın içi
Canımın sağ
köşesi
Bir bilebilseydim
kaynağını hüzünlerinin
Dokunabilseydim
yokluğunda ellerine
Terlemiş, nasır
tutmuş o yorgun ellerine
Açabilseydim bir
sayfa daha
Uykunun
eşiğindeyken nefesin
Bir ninni daha
okuyabilseydim
Kendini bana
vermişken usulca
Yüreğinin
demirleşmiş kuytusuna
Su verebilseydim
keşke
Ne kadar da çok
koşullu cümlelerim
Sana geliyorken
Seni seviyorken
Sen de kalmışken
Senden gelmişken
Ey ki sen
Bir bilsen
Seni ne çok
sevdiğimi
Ama daha çok
sensizken
Ve de sarhoşken
tamdı cümlelerim
O yeşil gömleği
giyerken
Ne de uzaktı
anlamı ikimizin
Mutluluğun ve de
umutluluğun
O gün işte
intihar etmek istedim
Ben sana haber vermeden
Zorlama bir şiir
ve şair
Uzak kalmış bir
nehir
Akıyordu içime
aşkım
Gururum engel
oluyordu
Seni çok sevdim
ben diyemiyordum
Derdin ne senin
diye sorduğunda
Derdim bir iki
satır bana dair
Senin söylediğin
Ben senin acın
olamadım biliyor musun
Nereden bileceksin
ki benim seni
Yalnız yaşadığımı
sensiz saydığımı
Adımlarımı
Adım ne biliyor
muyum
Kendimi sana göre
tarif ettim
Gönlüm bir
panayır
Senin gelmeni
bekliyor dört gözle
Acılar ise
okunmamış bir kitap başucumuzda
Ne yazılmış ne de
okunmuş
Bir öykü...
Gül ki beni
gördüğünde
Gözüm olsun
nefesin
Bana geç kalma
Sevgili ömrüm...
2 Şubat 2012 Perşembe
Experiment of An Existence
I give a name what lies between us
It seemed a pair of eyes
Sometimes suffers of hunger
Sometimes gives me a chain
Of love to suffer
I am to be cared
Not being hunger
Worthless and keeping silence
Of your non existence
Makes my destruction
So could i be alone
If i am
That would be my requiem
It seemed a pair of eyes
Sometimes suffers of hunger
Sometimes gives me a chain
Of love to suffer
I am to be cared
Not being hunger
Worthless and keeping silence
Of your non existence
Makes my destruction
So could i be alone
If i am
That would be my requiem
27 Ocak 2012 Cuma
Mesaj
Sayın yalnızlık abonemiz
Geçmişten kalan
Ve devam etmekte olan
Sevgi, gönül, minnet ve aşk
Borçlarınız bulunmakta
Sevgilinin affetme kampanyası
Uzatılmış bir süre daha
Gönülü kurtar yaz
Mektup olarak oku kendine
Ayrılırken sorulacak
Sorular gelsin
Aklına her gece
Geçmişten kalan
Ve devam etmekte olan
Sevgi, gönül, minnet ve aşk
Borçlarınız bulunmakta
Sevgilinin affetme kampanyası
Uzatılmış bir süre daha
Gönülü kurtar yaz
Mektup olarak oku kendine
Ayrılırken sorulacak
Sorular gelsin
Aklına her gece
Dilbilgisi
Görmek gerek duvarlarda
Yalnızlığın aynasını
İşitmek gerek
Yokluğun sesini
Bilmek gerek kaçınılmaz olanı
Yağmur altında ağlayanı
Susmak gerek bazen
Söyleyecek ne varsa
Tek kişilik bir gülüş
Uyanıkken görülen düş
Varlığın iyelik eki
Aslında Benim'dir
Yokluğun zamiri
Hep Sen'dir
Yalnızlığın aynasını
İşitmek gerek
Yokluğun sesini
Bilmek gerek kaçınılmaz olanı
Yağmur altında ağlayanı
Susmak gerek bazen
Söyleyecek ne varsa
Tek kişilik bir gülüş
Uyanıkken görülen düş
Varlığın iyelik eki
Aslında Benim'dir
Yokluğun zamiri
Hep Sen'dir
İşte Tam O Anda
Görme, dedi bana
Bir daha uzanırken ellerin
Boşluğu tutuyorsa eğer
Acı olan nedir biliyor musun
Kendimi bu kadar açmışken sana
Kendime bile yalan söylüyorken
Kaçamıyorum düşünürken
Kendi kendimden
Sayıklama halindeyim sürekli
Anda yaşadığım zamanı
Hiç bitmesin istiyorum
Dudakların aralanıyorken
Bu ölüm anını
Bir daha uzanırken ellerin
Boşluğu tutuyorsa eğer
Acı olan nedir biliyor musun
Kendimi bu kadar açmışken sana
Kendime bile yalan söylüyorken
Kaçamıyorum düşünürken
Kendi kendimden
Sayıklama halindeyim sürekli
Anda yaşadığım zamanı
Hiç bitmesin istiyorum
Dudakların aralanıyorken
Bu ölüm anını
25 Ocak 2012 Çarşamba
Her aşk bir ölüm demektir aslında
Her aşk bir ölüm demektir aslında. Ölümle karşılaşanın nasıl dili tutulur ve söyleyecek bir şey bulmazsa, insan da aşkla karşılaştığında söyleyecek bir şey bulamaz. O ana kadar yaşadığı, bildiği ya da öğrendiği her şey boş ve anlamsız görünür. Aşkın başlamasıyla ölümün gerçekleşmesi anında ortaya çıkan duygular da benzer özellikler taşır. Anlam verememe durumu kendini gösterdiğinde yaşadığı şeyleri sorgulayan insan tamamen şaşkınlık içinde bulur kendini. Çünkü bugüne kadar bildiği her şey farklı bir anlam boyutundadır artık. Sorduğu sorulara cevap bulamayan insan anlam yüklemeye başlar bu yeni ve bilinmez duruma: artık aşıktır ve ne söylense boştur. Yapıp etmeleri, eylemeleri hep bu yeni duruma göredir. Ontolojik olarak aşkın varlığına inanıp inanmaması da bir sorun değildir aslında. Aşk sözcüğünü dillendirdiği anda içinde var olduğu durum yeni bir deneyim olarak kendini gösterir. Herhangi bir isim veremese de yaşadığı anlık duygu ve heyecanların bütünü aşkı gösterir. Yeni bir dindir artık aşk: tek kişilik bir din!
İnandığı ya da inanmadığı bir din değil de, yaşadığı bir duygu durumudur bu yeni inanış biçimi insan için. Bu durumu yaşayan insan için iki yol vardır önünde: inkar ya da kabulleniş. İnkar etsin ya da etmesin bu durumla karşılaşan insan yaşadığı yeni duruma karşı tamamen yabancıdır. Yaşadıklarına inanmak zorunda olduğu için inandığını yaşamayı reddeder.
Ölümün karşısında da durum aynıdır. Ölümle henüz karşılaşmadığı için yaşadığına inanmak zorundadır. Ölümün kavramsal varoluşu ise farklı bir boyutta kendini gösterir insan için. Ölüme inanır ama ölümü yaşamayı reddeder, aşkı yaşamayı reddettiği gibi. Çünkü ölüm de aşk gibi insanı yaşamaktan, inandığı gibi yaşamaktan alıkoyan bir kavramdır. Varoluş tarzını tamamen kulak arkası eden bir durumdur ölüm. Aşığın kendinden geçip objesine yönelmesi gibi…
Bu yüzden her aşık ölümü cebinde taşır. Her nefes alışında bir gün öleceğini bildiği gibi. Bu yüzden her aşk ölüm gibi bir gün son bulmaya mahkumdur. Aşkı öldüren insanlar ya da insanların eylemi değil, bu dünyada ölümün var olduğu gerçeğidir. Aşığın aşkını sürdürmeye çabalaması, aşkın varlığını kendi kendine ispat etmesi öleceğini bile bile yaşamaya devam etmesi durumudur. Yaşadıkça ölüme nasıl yaklaşırsa insan aşık oluktan sonra da bir gün aşkını ölüme teslim edeceğini bilir.
Bazen aynanın önüne düşmüş birkaç tane kırlaşmış saç teli, bazen tırnakların arasına sıkışmış bir miktar kir, bazen defterin arasına bırakılmış ve unutulmuş eski bir not, bazen yürekte bir miktar sızı bazen de güzelim bahar rüzgarında gökyüzüne savrulmuş birkaç kırık ezgi…
Kimi zaman ise inatla savrulmuş bir küfür, geceleyin aynada kendine bir bakış, şiir diye başlanmış bir düzyazı ya da şarkı söylerken şiir gibi alaya almak hayatı; alıp ceketini çıkıp gitmek hayattan birkaç küçük anıya sığdırmışken küçük yaşanmışlıkları… Yani aslında yedek oyuncu olarak çıkmak hayata, kendi üzerine almak sana adanmamış dizeleri; aşk yerine alışkanlıktan dolayı tercih sebebi olmak…
Güzergahtan geçen bir tren yolcusunun son sabrında, varılacak başka bir durak olmadığı için son olmanın bilincine varmak. Ölüm olmak ve ölü gibi kokmak… Yaşanılan değil hep anlatılan olmak, konu olmak değil konudan çıkan özet olmak: nokta olmak… Aynı ölüm gibi…
Sen hiç bir kişi için ölüm oldun mu?
İnandığı ya da inanmadığı bir din değil de, yaşadığı bir duygu durumudur bu yeni inanış biçimi insan için. Bu durumu yaşayan insan için iki yol vardır önünde: inkar ya da kabulleniş. İnkar etsin ya da etmesin bu durumla karşılaşan insan yaşadığı yeni duruma karşı tamamen yabancıdır. Yaşadıklarına inanmak zorunda olduğu için inandığını yaşamayı reddeder.
Ölümün karşısında da durum aynıdır. Ölümle henüz karşılaşmadığı için yaşadığına inanmak zorundadır. Ölümün kavramsal varoluşu ise farklı bir boyutta kendini gösterir insan için. Ölüme inanır ama ölümü yaşamayı reddeder, aşkı yaşamayı reddettiği gibi. Çünkü ölüm de aşk gibi insanı yaşamaktan, inandığı gibi yaşamaktan alıkoyan bir kavramdır. Varoluş tarzını tamamen kulak arkası eden bir durumdur ölüm. Aşığın kendinden geçip objesine yönelmesi gibi…
Bu yüzden her aşık ölümü cebinde taşır. Her nefes alışında bir gün öleceğini bildiği gibi. Bu yüzden her aşk ölüm gibi bir gün son bulmaya mahkumdur. Aşkı öldüren insanlar ya da insanların eylemi değil, bu dünyada ölümün var olduğu gerçeğidir. Aşığın aşkını sürdürmeye çabalaması, aşkın varlığını kendi kendine ispat etmesi öleceğini bile bile yaşamaya devam etmesi durumudur. Yaşadıkça ölüme nasıl yaklaşırsa insan aşık oluktan sonra da bir gün aşkını ölüme teslim edeceğini bilir.
Bazen aynanın önüne düşmüş birkaç tane kırlaşmış saç teli, bazen tırnakların arasına sıkışmış bir miktar kir, bazen defterin arasına bırakılmış ve unutulmuş eski bir not, bazen yürekte bir miktar sızı bazen de güzelim bahar rüzgarında gökyüzüne savrulmuş birkaç kırık ezgi…
Kimi zaman ise inatla savrulmuş bir küfür, geceleyin aynada kendine bir bakış, şiir diye başlanmış bir düzyazı ya da şarkı söylerken şiir gibi alaya almak hayatı; alıp ceketini çıkıp gitmek hayattan birkaç küçük anıya sığdırmışken küçük yaşanmışlıkları… Yani aslında yedek oyuncu olarak çıkmak hayata, kendi üzerine almak sana adanmamış dizeleri; aşk yerine alışkanlıktan dolayı tercih sebebi olmak…
Güzergahtan geçen bir tren yolcusunun son sabrında, varılacak başka bir durak olmadığı için son olmanın bilincine varmak. Ölüm olmak ve ölü gibi kokmak… Yaşanılan değil hep anlatılan olmak, konu olmak değil konudan çıkan özet olmak: nokta olmak… Aynı ölüm gibi…
Sen hiç bir kişi için ölüm oldun mu?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Ben Kim Oluyorum?
- Zarathustra
- Antalya, Akdeniz, Türkiye
- He who loves the cliff, must have wings!