8 Kasım 2012 Perşembe


If I never see you again
I will always carry you
inside
outside

on my fingertips
and at brain edges

and in centers
centers
of what I am of
what remains.


Charles Bukowski
Her satırı
mendireğe dizili karabatağa benzeyen
bir mektup bırakarak
balıkçı koyundan
sisler içinde uzaklaşan kayık gibi
bir sabah usulca ayrıldın
koynumdan

Bütün yolcularını
boğaz köprüsünün çaldığı
araba vapurunun
boş seferleri
gibi yalnızca rüzgar
gezinir sensiz
yüreğimde

Durgun bir sudur aslında deniz
ki çocukların
acemi oltalarını denedikleri
kuytu bir iskelenin
tahtaları altına yazdığım
ayrılık şiirini okudukça
dalgalanır.


Sunay AKIN

7 Kasım 2012 Çarşamba

Ölmek Zamanı

dağılırdı saçlarınız yaz akşamı

batan güneşe karşı / kumral

susardınız ne de çok susardınız

anlaşılması güç susmanızın anlamı

sanki bir bulmaca uzun bir sarmal

uzadıkça sersem eder adamı

o zaman sevmek değil ölmek zamanı



(uzak bir kız sisli mavi susarsa

acılarla yüklüdür suskunluğu

akıl almaz tehlikeler içerir

hele hayatında bir sürgün varsa

kelepçe kuşlarının buz gibi uçuştuğu

o siyah tren uğultularla gelir

bütün üçüncü mevki cıgara dumanı)



bana susar bir hayalle konuşurdunuz

hani fakülteden çıkarken vurmuşlardı

kollarınızda ölen tıbbıyeli çocuk

birbirinize nasıl da uymuştunuz

sevginizde yüceltici birşeyler vardı

korku bulaşığı garip bir mutluluk

bir filmi hatırlatan belki bir romanı



(uzak mavi kız dalgasız bir su

ah onun yalnızlığı benim yalnızlığım

içimizde gemiler ansızın yol kesiyor

ansızın beni de vururlar mı korkusu

izlendiğini sanmak her gece adım adım

şehrin karanlığında devriyeler geziyor

telsizde cızırtılar / cinayet alarmı)



eflatun ve ıssız ağzınız bir muamma

susardınız arkasında susmuşluğunuzun

tekrar tekrar sizi duruşmaya çağırırlar

geç vakte kalır sorgular bitmez ama

hapislik nedir ki / unutulmak asıl sorun

seyreldikçe seyrelir istanbul`dan mektuplar

ne arayanı kalır gittikçe ne soranı



(baksa da beni görmüyor sanki yokum

duymadığı açık anlattıklarımı

sessizliği kalabalık giremiyorum

ölüler kuşatılmış sağımı solumu

geçmişte yaşıyor biliyorum

bir anlatabilsem onsuz olamadığımı

o zaman sevmek değil ölmek zamanı)
 



Atilla İLHAN

16 Ağustos 2012 Perşembe

Life is equal


The ugly truth that
Can never be known by me
Sneaking around and crowling
Reaching with cold hands
All over my solitude
While i am counting all the heart beats
Reflects on my wall
Like a shadow
Without my tears
But i am not crying
As a lonely man could
A man that tries to write
On water
A man must to decide
A soul to sacrifice
Touching is a must with the fingers
By night without a sight
To the non existence
Of depth of my dreams
Is a story
You can never be involved

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Ölüm Gelmişse

Bitmişse
Kızıllığını avuç avuç içtiğimiz şafaklar
Öğleler, ikindiler çoktan geçmişse
Bir akşamüstü garipliği
Sarmışsa her yeri
Güneş devrilmiş
Renkler solmuş
Sesler kesilmişse
Son kuşlar da geçip gitmişlerse ufuktan
Ve çiçekler
Bükmüşse boyunlarını dalgın dalgın
Bil ki ölüm saati gelmiştir
Senden uzak, kendimden uzak
Tüm umutlardan ve her şeyden uzak
Ben ölmüşümdür uzaklarda bir yerde
Gövdesini kurtların oyduğu
Bir ağaç gibi devrilmişimdir
O anı sen bileceksin herkesten önce
Herkesten iyi sen anlıyacaksın
Çaresizliğini, yıkılmışlığını
Sevdiğin adamın
Ve seni nasıl sevdiğini
Duyacaksın derinden derine
Belli belirsiz
Bir gölge düşecek gözlerine
Fakat ağlamıyacaksın, ağlamıyacaksın
Sen tek gelinim, sen tek kadınım
Sen güzelim, nazlım, bebeğim
Kadersizim sen
Gülerken ağlayanım, ağlarken gülenim
Varlığım, nedenim, alınyazım benim
Elbette ağlamıyacaksın
Çünkü sonsuzluklar
Sonsuz sevenler içindir
Çünkü ölüm
Sevmeyi ve ölmeyi bilenler içindir.

Ölümdü O

Ölümdü o, beni aldatmayın
Soğuk nefesiydi yüzümde duyduğum
Öyle sessizce öldüm ki defalarca
Hiç bir zaman anlaşılmadı yokluğum
Hayatın omuzunda bir yük olduğu
Nice yalnız geceler, nice akşamlar
Tanrı biliyor ya kaç kere öldüğümü
İnandım ölüme, aşka inandığım kadar
Satır satır yaşadım yazdıklarımı
Ne saadetin ne güzel günün şairiyim
Kimse acımasın bana, istemem
Ben aşkın ve ölümün şairiyim.

Yaşayan Ölü

Bir ölü gelecek evine yarın  
Gözlerinde yarım kalmış arzular  
Dalıp hayaline hatıraların  
Duracak kapında sabaha kadar  

Duyunca kapının çalındığını  
Korkulu gözlerle dışarı bakma  
Bütün odaların yak ışığını  
Bir benim kaldığım odayı yakma.  

Siyahlar giyin de pencereye çık  
Aç kapıyı korkma yabancı değil  
Bir ölü ki yaşıyor, gözleri açık  

Ölüm seni sevmekten acı değil  
Aradı bu ölü hayatı sende  
Öldü artık, sevsen de sevmesen de

ÖLÜM GELECEK VE SENİN GÖZLERİNLE BAKACAK


Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak - 
sabahtan akşama dek, uykusuz,
sağır, eski bir pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bu ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık,
bir sessizlik olacak gözlerin:
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde 
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizler de öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu.

Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.



C. P.

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Ve bana öldür dedi


Ey benim yüzü hüzünlü sevgilim

Dilim sensizken yokluğunu yutkunuyor

Sen bana darıldığında gözüm yere bakıyor

Yol olsam diyorum keşke yok olmasa

Senin sesin yankılanırken evinde

Ben sürgünüm biliyor musun

Sana sitem edecek nefesim yok ki

Olsa da ne diyeyim

Gönlünün geç kalmış baharına

Bir sürgün çiçeği gibi

Susuz kalmışım ne bileyim

Gölgen vururken odanın camına

Kaç kere saydım acaba gölgeni

Hergün seni beklerken

İntihar etmiş şairler

Benimle birlikteyken

Bir yol aradım durdum

Nazımla nesir arasında

Sıkıştım kaldım

Gel gör ki ne deneme ne de bir öykü

Saçmalarımın özeti

Saçına değen dudaklar

Göğsünde büyüttüğün heceler

Keşke bana gelseydiler

Bir de ıslak gözlerin koynuma

Girseydiler ben geç kalmadan

Yaşlanmadan seni bulabilseydim

Yatağımın başucunda sayfası yırtık bir kitap

Gibi öpüp okşasaydım o güzelim kederlerini

Canımın içi

Canımın sağ köşesi

Bir bilebilseydim kaynağını hüzünlerinin

Dokunabilseydim yokluğunda ellerine

Terlemiş, nasır tutmuş o yorgun ellerine

Açabilseydim bir sayfa daha

Uykunun eşiğindeyken nefesin

Bir ninni daha okuyabilseydim

Kendini bana vermişken usulca

Yüreğinin demirleşmiş kuytusuna

Su verebilseydim keşke

Ne kadar da çok koşullu cümlelerim

Sana geliyorken

Seni seviyorken

Sen de kalmışken

Senden gelmişken

 Ey ki sen

Bir bilsen

Seni ne çok sevdiğimi

Ama daha çok sensizken

Ve de sarhoşken tamdı cümlelerim

O yeşil gömleği giyerken

Ne de uzaktı anlamı ikimizin

Mutluluğun ve de umutluluğun

O gün işte intihar etmek istedim

Ben sana haber vermeden

Zorlama bir şiir ve şair

Uzak kalmış bir nehir

Akıyordu içime aşkım

Gururum engel oluyordu

Seni çok sevdim ben diyemiyordum

Derdin ne senin diye sorduğunda

Derdim bir iki satır bana dair

Senin söylediğin

Ben senin acın olamadım biliyor musun

Nereden bileceksin ki benim seni

Yalnız yaşadığımı sensiz saydığımı

Adımlarımı

Adım ne biliyor muyum

Kendimi sana göre tarif ettim

Gönlüm bir panayır

Senin gelmeni bekliyor dört gözle

Acılar ise okunmamış bir kitap başucumuzda

Ne yazılmış ne de okunmuş

Bir öykü...

Gül ki beni gördüğünde

Gözüm olsun nefesin

Bana geç kalma

Sevgili ömrüm...

2 Şubat 2012 Perşembe

Experiment of An Existence

I give a name what lies between us
It seemed a pair of eyes
Sometimes suffers of hunger
Sometimes gives me a chain
Of love to suffer
I am to be cared
Not being hunger
Worthless and keeping silence
Of your non existence
Makes my destruction
So could i be alone
If i am
That would be my requiem

Bilmece

Uykumda gördüm bir kedi,
gönlüm kendi dedi:
bir kedi.
Kedi dedi,
birisi kendi kendini yendi.
Kedi eti yedi,
yok mu dedi, biri?
Kim ne dedi,
kim kediydi,
kim kendi kendisiydi?
Kedinin yediği neydi?
Kedi ne derse desin,
kedinin derdi neydi?

27 Ocak 2012 Cuma

Mesaj

Sayın yalnızlık abonemiz
Geçmişten kalan
Ve devam etmekte olan
Sevgi, gönül, minnet ve aşk
Borçlarınız bulunmakta
Sevgilinin affetme kampanyası
Uzatılmış bir süre daha
Gönülü kurtar yaz
Mektup olarak oku kendine
Ayrılırken sorulacak
Sorular gelsin
Aklına her gece

Son Hece

Acı başlıyor işte
Yalnızlık gelecek gece gece
Gözünü kırpmadan uyuyup
Düşüneceksin neden diye
Unutulmayan kalp ağrısı nedir
Bıçağı saplayan eldir
Aklında kalan en son hece
Ölürken gördüğün
Görünce güldüğün
Gülerek öldüğün
Düğün

Gördüğüm

Benim gördüğüm bir düğüm
Bana senin attığın
Aslında bu kördüğüm
Geceleri uykunda yattığın
Uyanınca gördüğün
Görünce unuttuğun
Unutunca özlediğin
Özleyince sustuğun
Kördüğüm
Gördüğüm

Dilbilgisi

Görmek gerek duvarlarda
Yalnızlığın aynasını
İşitmek gerek
Yokluğun sesini
Bilmek gerek kaçınılmaz olanı
Yağmur altında ağlayanı
Susmak gerek bazen
Söyleyecek ne varsa
Tek kişilik bir gülüş
Uyanıkken görülen düş
Varlığın iyelik eki
Aslında Benim'dir
Yokluğun zamiri
Hep Sen'dir

İşte Tam O Anda

Görme, dedi bana
Bir daha uzanırken ellerin
Boşluğu tutuyorsa eğer
Acı olan nedir biliyor musun
Kendimi bu kadar açmışken sana
Kendime bile yalan söylüyorken
Kaçamıyorum düşünürken
Kendi kendimden
Sayıklama halindeyim sürekli
Anda yaşadığım zamanı
Hiç bitmesin istiyorum
Dudakların aralanıyorken
Bu ölüm anını

25 Ocak 2012 Çarşamba

Her aşk bir ölüm demektir aslında

Her aşk bir ölüm demektir aslında. Ölümle karşılaşanın nasıl dili tutulur ve söyleyecek bir şey bulmazsa, insan da aşkla karşılaştığında söyleyecek bir şey bulamaz. O ana kadar yaşadığı, bildiği ya da öğrendiği her şey boş ve anlamsız görünür. Aşkın başlamasıyla ölümün gerçekleşmesi anında ortaya çıkan duygular da benzer özellikler taşır. Anlam verememe durumu kendini gösterdiğinde yaşadığı şeyleri sorgulayan insan tamamen şaşkınlık içinde bulur kendini. Çünkü bugüne kadar bildiği her şey farklı bir anlam boyutundadır artık. Sorduğu sorulara cevap bulamayan insan anlam yüklemeye başlar bu yeni ve bilinmez duruma: artık aşıktır ve ne söylense boştur. Yapıp etmeleri, eylemeleri hep bu yeni duruma göredir. Ontolojik olarak aşkın varlığına inanıp inanmaması da bir sorun değildir aslında. Aşk sözcüğünü dillendirdiği anda içinde var olduğu durum yeni bir deneyim olarak kendini gösterir. Herhangi bir isim veremese de yaşadığı anlık duygu ve heyecanların bütünü aşkı gösterir. Yeni bir dindir artık aşk: tek kişilik bir din!
İnandığı ya da inanmadığı bir din değil de, yaşadığı bir duygu durumudur bu yeni inanış biçimi insan için. Bu durumu yaşayan insan için iki yol vardır önünde: inkar ya da kabulleniş. İnkar etsin ya da etmesin bu durumla karşılaşan insan yaşadığı yeni duruma karşı tamamen yabancıdır. Yaşadıklarına inanmak zorunda olduğu için inandığını yaşamayı reddeder.
Ölümün karşısında da durum aynıdır. Ölümle henüz karşılaşmadığı için yaşadığına inanmak zorundadır. Ölümün kavramsal varoluşu ise farklı bir boyutta kendini gösterir insan için. Ölüme inanır ama ölümü yaşamayı reddeder, aşkı yaşamayı reddettiği gibi. Çünkü ölüm de aşk gibi insanı yaşamaktan, inandığı gibi yaşamaktan alıkoyan bir kavramdır. Varoluş tarzını tamamen kulak arkası eden bir durumdur ölüm. Aşığın kendinden geçip objesine yönelmesi gibi…
Bu yüzden her aşık ölümü cebinde taşır. Her nefes alışında bir gün öleceğini bildiği gibi. Bu yüzden her aşk ölüm gibi bir gün son bulmaya mahkumdur. Aşkı öldüren insanlar ya da insanların eylemi değil, bu dünyada ölümün var olduğu gerçeğidir. Aşığın aşkını sürdürmeye çabalaması, aşkın varlığını kendi kendine ispat etmesi öleceğini bile bile yaşamaya devam etmesi durumudur. Yaşadıkça ölüme nasıl yaklaşırsa insan aşık oluktan sonra da bir gün aşkını ölüme teslim edeceğini bilir.
Bazen aynanın önüne düşmüş birkaç tane kırlaşmış saç teli, bazen tırnakların arasına sıkışmış bir miktar kir, bazen defterin arasına bırakılmış ve unutulmuş eski bir not, bazen yürekte bir miktar sızı bazen de güzelim bahar rüzgarında gökyüzüne savrulmuş birkaç kırık ezgi…
Kimi zaman ise inatla savrulmuş bir küfür, geceleyin aynada kendine bir bakış, şiir diye başlanmış bir düzyazı ya da şarkı söylerken şiir gibi alaya almak hayatı; alıp ceketini çıkıp gitmek hayattan birkaç küçük anıya sığdırmışken küçük yaşanmışlıkları… Yani aslında yedek oyuncu olarak çıkmak hayata, kendi üzerine almak sana adanmamış dizeleri; aşk yerine alışkanlıktan dolayı tercih sebebi olmak…
Güzergahtan geçen bir tren yolcusunun son sabrında, varılacak başka bir durak olmadığı için son olmanın bilincine varmak. Ölüm olmak ve ölü gibi kokmak… Yaşanılan değil hep anlatılan olmak, konu olmak değil konudan çıkan özet olmak: nokta olmak… Aynı ölüm gibi…
Sen hiç bir kişi için ölüm oldun mu?

Ben Kim Oluyorum?

Fotoğrafım
Antalya, Akdeniz, Türkiye
He who loves the cliff, must have wings!