22 Ekim 2010 Cuma

Namlunun Ucunda Mutluluk



Silahlara karşı hiç ilgim olmadı bugüne kadar. Bugünden sonra da olacağını hiç zannetmiyorum. Yüreği ağzında yaşamaya alıştığım için hayatın bana verdikleri hep yeterli geldi. Daha fazla heyecan ve tehlike istemedi yüreğim.
En son elime silah alışım yedek subaylık yaptığım yıllara rastlar: Bir buçuk yıl maaşlı askerlik. İlk kurşunu sıkışımı hatırlıyorum: Yan yana yere uzanmış birkaç adamdık. Atış serbest komutu geldiğinde - orada her şey için önceden belirlenmiş bir komut vardı ve biz neredeyse komutsuz adım bile atamazdık – çıkacak patlama sesinden korkacağımı bildiğimden ilk tetik düşüren ben olmuştum. Tetiğin boşluğunu bile almama fırsat bulamadan hedef tahtasıyla buluşamamıştı ilk gönderdiğim kurşun.
İkincisinde daha dikkatliydim, nefesimi tutup yavaşça asıldım sağ işaret parmağımla tetiğe. Çıkan patlama sesini daha duymadan biliyordum hedefi vurduğumu. Garip bir zevk aldığımı hatırlıyorum ateş ederken. Hedefler cansız olduğu için sonucunu düşünmeden ateş etmiştim. Zihnim aldığım zevkle tanışırken namlunun ucunda olmak nasıl bir şey olurdu, diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ama verdiğim cevabın ne olduğu o günkü ruh halimle doğrudan ilgilidir. Namlunun ucundaysanız eğer hedefsinizdir: Canlı hedef! Hedef olmak hoşuma gitmemişti, bu yüzden tercihimi namlunun arkası için kullandım. Ben hedefe nişan alırken hayatında ben de dahil olmak üzere, her insanı namlunun ucuna koyduğunu daha sonra fark ettim.
Hayat ateş etmiyordu insana, kurşun sıkmıyordu üzerine. Ama hep namlunun ucunda olduğunu hatırlatıyordu sana. Namluyu tutan görünmez bir el vardı. Bazen ucuz atlattığım bir kazadan sonra kendini gösterirdi bu el bana. Bazen de ben oyuncuydum sahnede ve üzerime çevrili namlular vardı aydınlatma lambalarının yerine.
Bazen de kendi salaklığımdan olsa gerek, kendimi hedef haline getirirdim kolaylıkla. Yüreğim ağzıma gelirdi hedef olduğumu anladığım anlarda.

Uzun zamandır namlunun parlaklığını görmüyordum, hedef olmaktan kurtuldum diye düşünüyordum. Yüzüme karşı çevrilmiş bir namlu yoktu. Bazı akşamlar ise yıldız kaymalarına benzeyen küçük şimşek çakmaları görünüyordu. Tam da ben başımı başka bir yere çevirirken. Bugüne kadar hep namlular yüzüme karşı çevrildiği için arkamdan beni hedef haline getirecek hiçbir şey yok, diye düşünüyordum.

Nereden bilebilirdim ki uzun namlulu silahların olabileceğini? Yüzüne karşı çevrilmiş olsa bile o kadar uzak mesafeden anlayamazsın hedef olduğunu. Ölümün seni beklediği gibi bekler sabırla, bıkıp usanmadan. Sen rahatça gündelik yaşamına devam edersin, hayal kurar planlar yaparsın. Hatta gelecekten bahsedersin, yaşlanmaktan bahsedersin. Kitap yazma hayalleri kurarsın. O ise seni sabırla bekler. Senin artık hayata alışmanı, tehlike kalmadı diye düşünmeni bekler. Unutur gidersin namlunun ucunda olduğunu, hayattan zevk almaya başlarsın. Artık ne namlu ne de hedef vardır senin için. Hiç ölmeyeceğini düşünürsün, hiç yaşlanmayacağını. Hasta olmak bile geçmez aklından. Hedef olduğunu unutursun. İşte o gün çıkagelir ve elinde tuttuğu silahıyla tam arkandan seni vurur. Önce sırtında bir acı hissedersin, silahın patlama sesi arkadan geldiğinde artık hatırlamışsındır: Namlunun ucu seni hiçbir zaman unutmamıştır. Sana kendini hatırlattığında ise artık iş işten geçmiştir.
Acı olan ne sırtından vurulman ne de hedef olmandır. Acı olan inanmandır: hayata ve sana.

Hiç yorum yok:

Ben Kim Oluyorum?

Fotoğrafım
Antalya, Akdeniz, Türkiye
He who loves the cliff, must have wings!