30 Ocak 2013 Çarşamba

Azrail



Biliyorum severek öldüreceksin beni
Daha önceleri yaptığın gibi
Aslında hakettim ben bu infazı
Ama biliyorum bu en acı ve en zor olanı
Sevdiğini öldürür mü hiç insan
Eğer hiç sevmemişse bir an
Biliyorum bize uymuyor aslında bu öykü
Anlatacak bir şey kalmadı çünkü
Ben seni seviyorum sen de beni
Ama sen iki kişisin ben tek kişi
Sen seni çok seviyorum diyorsun
Sen ötekini daha çok seviyorsun
Mutluluk herkesten daha çok senin hakkın
Sen olmayınca ne anlamı kalacak hayatın
Bilemezsin nasıl girdim o zor gönüle
Seninleyken sana rağmen bile
Yokluğumu sakın ola acılarınla doldurma
Gün olur sevgilin olur acılar yanına
Öteki olur senden ayrılır
Memur bedenine hapsolur kalır
Ne hakim var ne de savcı bu mahkemede
Elinde ilmek bir cellat beklemede
Gelecek fetvayı gönlünün fermanından
Ferman gönlünün yalnızlık benimdir
Ferman arama sultanım
Kanım sana helal katlim vaciptir

Şehir

"Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin,
"bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede."

Yeni bir ülke bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda
dolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma-
Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.


Konstantin Kavafis

Bir İntihar Akşamı Üzerine Söylenti





Kısacık yoğun bir akşam 
herkezin yüzünün bir anıya karıştığı 
yoğun bir akşam 
bana bir memur gibi davrandılar hastanelerde 
ve bir intihar üstüne söylenti 
bütün kıyıları dolaştı durdu 
kısacık bir akşam 

Kısacık serin bir akşam 
kelebeklerin atlarla yarıştığı 
yoğun bir akşam 
bazı mektuplar damgalandı postanelerde 
oturuldu bir takım şarkılar söylendi 
bir adam bir kadının kapısını vurdu 
kısacık bir akşam 

Neyi söylesem bir kahramanlıktı 
içinde azıcık buluştuğumuz 
bir bulutla bir kağıt peçete arasında 
kısacık yoğun bir akşam 
şaşırdım hüznümü nerelere bıraksam 
bir yanda kasıklarımın sarsılmaz gücü ve 
kısacık yoğun bir akşam 

Her şey bir unutkanlıktı 
arada bir deliler gibi kavuştuğumuz 
tüfekle vurulmuş bir parsın yarasında 
kıcacık yoğun bir akşam 
biliyordum bir soğuktu nereye varsam 
bir yanımda bir el bir yanda vazgeçilmez bir sancı ve 
kısacık yoğun bir akşam. 

Kim karıştırdı gerçekliğine 
yaşadığım sonsuzluğun 
ve oturuldu bir takım şeyler söylendi 
imla kurallarıyla mutsuzluk üstüne 
kısacık bir akşam 
duraladım ne yapsam 

Kim karıştırdı gerçekliğine 
su terazilerindeki ensizliğin 
ve fotoğraflar çekildi ben çıkmadım herkes eğlendi 
araba vapurlarıyla denizsizlik üstüne 
kısacık bir akşam 
o kadar kısa ki bir akşam 

yüzümü suyun ardında buldum 
kıyılar bu yüzdendir öyle dediler 
kısacık yoğun bir akşam 
serin bir akşam öyle söylediler... 


Turgut Uyar

29 Ocak 2013 Salı

Senden Öncesi Yoktu

Bütün bu sürekli arayışlar neden bilir misin
Neden bu durup durup isyan etmeler Allaha
Bu aldanmalar, yıkılmalar, bu sonsuz çalkanış
Hep sana yaklaşmak için, biraz daha biraz daha
Seni bulmak yılgın, yıkık gecelerden sonra
Sana çıkmak merdivenlerden nefes nefes
Belki ben yalnız senin güzelliğinde çirkinim
Hiç solmasa güzelliğin, böyle hiç bitmese
Yanmak var sana yaklaştıkça biliyorum
Yok olmak var, kahrolmak var, kül olmak var
Öyle bakma gözlerime bakma artık ölüyorum
Yaşamanın ta kendisi oysa bu ölmek değil
Gözlerim gözlerinden başkasını unuttu
Sen yoksan o yokluktur, senden öncesi yoktu.


Ü. Y. O.

Ben Yine Geleceğim

Kucağımda bir yığın
Meyvası ayrılığın,
Ben yine geleceğim
Benim küçük meleğim.
O ela gözlerinde
Parlıyacak bir inci,
Ve bütün sözlerinde
Kavuşmanın sevinci.

Gönle hasret sinecek,
Islanacak mendilim.
Fakat bir gün dinecek
Kalbimizin özlemi,
Ve bu küçücük gemi,
Açılacak engine
Geleceğim ben yine,
Sen üzülme sevgilim.

Çekip bütün günleri
Bir uzun sicim gibi.
İnan temiz meleğim
Böyle gittiğim gibi
Ben yine geleceğim.
Yalnız güzel çocuğum;
Dua et ki çok uzun
Sürmesin yolculuğum.


Ü. Y. O.

Benim Korkum Ölüm Değil

Geçen gün senin yanında aklıma ölümüm geldi
Sensizlik bir mızrak gibi saplandı kalbime
O son anı hatırladım, o seni koyup gidişimi
İlk defa bu kadar üzüldüm dünyaya geldiğime

Ölüm! Kaçınılmaz sonuç, o soğuk kelime
Bir gün ucuz bir fahişe gibi koynuma girecek
Yüzümde gezinecek pis ve iğrenç elleri
Korkudan büyümüş gözlerimde hayaller can verecek

Biliyorum, üzüleceksin, ama ölüm bir gerçek
Bir yerde sevişmek gibi, bir yerde yaşamak gibi
Ne hazin sıcaklığımızın bizi terketmesi
Ve yüzümüze birbiri ardınca kapanan kapılar

Er geç uzanır bir el, son kampanayı çalar
Anlarız kaçınılmaz anın geldiğini
Şehre bir bomba düşmüş gibi aynalar, camlar kırılır
İnsan arar da bir türlü bulamaz güzelliğini

Kimse benim kadar bilemez ölümün rezilliğini
Seni koyup gitmenin hüznünü ben anlarım
Çünkü ben sende buldum kendimi, sende sevdim
Senin yanında seninle değerlendi zamanlarım

Ne acı gün kadehlerin boş kalması, şarkıların yarım
Mevsimlerin birbiri ardınca bir anda bitivermesi
Ansızın toprakla dolması gözlerimizin
Kanımıza o çirkin böceklerin girmesi

Kimbilir ölüm bir çilenin sona ermesi
Belki güzeldir, şu sefil dünyaya boş gözlerle bakmak
Ne çare ki sen varsın, o dünyada sen varsın
Benim korkum ölüm değil, seni yalnız bırakmak


Ü. Y. O.

Durup dururken



durup dururken içimde bir şeyler kopup tıkıyor boğazımı
durup dururken sıçrayp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı
durup dururken rüya görüyorum otelde,holde,ayakta
durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç
durup dururken bir kurt uluyor aya karşı bahtsız,öfkeli,aç
durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede,salıncakta
durup dururkan mezardaki halim geçiyor aklımdan,
durup dururken kafamda güneşli bir duman,
durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne,
ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne...
(N.Hikmet)

Belki Birgün Duyarsın Diye

Bu nasıl sevgi böyle?
Bu nasıl tutku?
Bu nasıl özlem?
Ne zaman gözlerini görsem
Bir çoğalıyorum, bir eksiliyorum

Mutluyum varsın diye
Al uzattım ellerimi
Seni sarsın diye
Ceylanım! Belki bir gün duyarsın diye
Çıkmışım bir dağ başına sana türkü söylüyorum

Ne güzel ellerin var incecik
Ne güzel saçların var sapsarı
Anlasana o yalansız gözleri
O kirpikleri, o dudakları
Düşündükçe baştanbaşa özlem kesiliyorum

Al desem, sana ömrümü versem
Korkarsın, alamazsın ki
Dur desem, kaçarsın yine ceylanım
Gül desem, ağlarsın
Gel desem, gelmeyeceksin, biliyorum

Bu engeller bana göre değil oysa
Ben bu dağları aşarım
Geçerim bu denizleri, korkma
İşte düştüm yollara
Dur, bekle beni, geliyorum

Sevmek inancım, tutkum benim en eski
Dağıtsam dünyalara yeterdi bu sevgi
Düşünsene, anlasana ceylanım
Sen yoksan ne farkeder ki
Ha öyle ölmüşüm, ha böyle ölüyorum


Ü. Y. O.

Diyebilseydim

Anladım diyemem ki! Suçluyum
Belki ben anlatamadım sana kendimi
Tutuştum, yandım da yokluğunda her gece
Yine gözyaşlarımla söndürdüm kalbimi
Her gün her dakika seni özlerdim
Bitmezdi kederim senin yanında bile
Susardım, gözlerime baktığın zaman
Mermer bir heykelin çaresizliğiyle
Oysa neler düşünürdüm sen yokken
Sana kavuşunca neler söylemek isterdim
Dakikalar bir ışık hızıyla geçerdi
Ayrılık başlayınca ben biterdim
En kötüsü beni koyup gitmendi
O öyle bir yalnızlıktı anlatılmaz
Hep yarım kalmış heyecanlar hazlar içinde
Biterdi bir kış, geçerdi bir yaz
Ve nice yıllar kovalardı birbirini
Gözlerimde gitgide büyürdü mesafeler
Bütün teselliler uzaklarda kalırdı
Bütün çiçekleriyle solardı bahçeler
Ne olurdu saadetlerin en büyüğü
İşte ellerimde al, diyebilseydim
Anlardın, ve hiç gitmezdin, değil mi
Bir gün duyduğum gibi kal diyebilseydim.


Ü. Y. O.

16 Ocak 2013 Çarşamba

Boşluk


Gözünü açtığında karşısında gördü beni,
Elleri titriyordu yüzüme bakarken
Görmüyordu gözleri sanki
Delip geçiyordu bakışları gözlerimi
Uzun zamandır su değmemiş dudaklarını açtı
Çatlamış, derileri dökülmüş dudaklarını
Halbuki ben o dudaklardan kana kana
Aşkını içmiştim gözbebeğimin
O dudaklar karşımda titriyordu
Gözleri ağlamaktan kızarmış
Pınarlarında yaşlar birikmiş damlıyordu
Saçları alabildiğine dağınık ve kirli
Epey uzamış haldeydi belli
Titrek zayıf ellerinde tutmaya çalıştığı sigarayı
İçine çekmeye çalışıyor ve ağlıyordu
Acımayla karışık tiksinti okunuyordu gözlerinden
Bakmaya doyamadığım gözlerinden
O benden yeni bir hikaye bekliyorken
Ben yine yarım bir şiir yazıyordum
Epey kilo vermişti, yemiyordu
Yanakları çökmüş, başı bir yana yatmış
Olabildiğince büyümüştü; çirkindi
Dişleri iyice sararmış, bütün gece kusmuştu
Önümde yere uzanmış, adımı sayıklıyordu
İçimde zerre acıma hissi uyandırmıyordu
Suratına tükürmek geliyordu puştun
Bu günah senin suçun,
Git dediğim halde gitmedin
Son kalan umudumu da tükettin
Kaç defa bakıp kaldım sen giderken ardından
Kovdum durdum sürekli
Her defasında geri geldin ardımdan
Dur diye yalvardı
Son kez konuşacağım lütfen sus
Bitecek artık bu işkence
Yer etmeyeceğim bir daha gönlünde
Bir daha beni anmasan da
Tek isteğim ne olur beni unutma
Diyerek son kez konuştu
Gözlerinin ışığı sönerken son bir defa bana baktı
Bu O’nu gördüğüm son andı
Ve birden
Doktor bir elimi bıraktı
Bu gördüğüm kişi sen değildi
Aynada gördüğüm kendimdiGözünü açtığında karşısında gördü beni,
Elleri titriyordu yüzüme bakarken
Görmüyordu gözleri sanki
Delip geçiyordu bakışları gözlerimi
Uzun zamandır su değmemiş dudaklarını açtı
Çatlamış, derileri dökülmüş dudaklarını
Halbuki ben o dudaklardan kana kana
Aşkını içmiştim gözbebeğimin
O dudaklar karşımda titriyordu
Gözleri ağlamaktan kızarmış
Pınarlarında yaşlar birikmiş damlıyordu
Saçları alabildiğine dağınık ve kirli
Epey uzamış haldeydi belli
Titrek zayıf ellerinde tutmaya çalıştığı sigarayı
İçine çekmeye çalışıyor ve ağlıyordu
Acımayla karışık tiksinti okunuyordu gözlerinden
Bakmaya doyamadığım gözlerinden
O benden yeni bir hikaye bekliyorken
Ben yine yarım bir şiir yazıyordum
Epey kilo vermişti, yemiyordu
Yanakları çökmüş, başı bir yana yatmış
Olabildiğince büyümüştü; çirkindi
Dişleri iyice sararmış, bütün gece kusmuştu
Önümde yere uzanmış, adımı sayıklıyordu
İçimde zerre acıma hissi uyandırmıyordu
Suratına tükürmek geliyordu puştun
Bu günah senin suçun,
Git dediğim halde gitmedin
Son kalan umudumu da tükettin
Kaç defa bakıp kaldım sen giderken ardından
Kovdum durdum sürekli
Her defasında geri geldin ardımdan
Dur diye yalvardı
Son kez konuşacağım lütfen sus
Bitecek artık bu işkence
Yer etmeyeceğim bir daha gönlünde
Bir daha beni anmasan da
Tek isteğim ne olur beni unutma
Diyerek son kez konuştu
Gözlerinin ışığı sönerken son bir defa bana baktı
Bu O’nu gördüğüm son andı
Ve birden
Doktor bir elimi bıraktı
Bu gördüğüm kişi sen değildi
Aynada gördüğüm kendimdi

Ağlamak Meselesi

Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
Farkına bile varmadan?
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
Ayıpsız,
Aşikâre,
Yağmur misali?

Neylersin alışkanlık
İçin kan ağlarken yüzün güler
Dikilitaş gibi dinelirsin yine.
Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,
Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?


Nazım Hikmet

4 Ocak 2013 Cuma

Love


I love you,
Not only for what you are,
But for what I am
When I am with you.
I love you,
Not only for what
You have made of yourself,
But for what
You are making of me.
I love you
For the part of me
That you bring out;
I love you
For putting your hand
Into my heaped-up heart
And passing over
All the foolish, weak things
That you can’t help
Dimly seeing there,
And for drawing out
Into the light
All the beautiful belongings
That no one else had looked
Quite far enough to find.
I love you because you
Are helping me to make
Of the lumber of my life
Not a tavern
But a temple;
Out of the works
Of my every day
Not a reproach
But a song.
I love you
Because you have done
More than any creed
Could have done
To make me good
And more than any fate
Could have done
To make me happy.
You have done it
Without a touch,
Without a word,
Without a sign.
You have done it
By being yourself.
Perhaps that is what
Being a friend means,
After all.

Roy CROFT

8 Kasım 2012 Perşembe


If I never see you again
I will always carry you
inside
outside

on my fingertips
and at brain edges

and in centers
centers
of what I am of
what remains.


Charles Bukowski
Her satırı
mendireğe dizili karabatağa benzeyen
bir mektup bırakarak
balıkçı koyundan
sisler içinde uzaklaşan kayık gibi
bir sabah usulca ayrıldın
koynumdan

Bütün yolcularını
boğaz köprüsünün çaldığı
araba vapurunun
boş seferleri
gibi yalnızca rüzgar
gezinir sensiz
yüreğimde

Durgun bir sudur aslında deniz
ki çocukların
acemi oltalarını denedikleri
kuytu bir iskelenin
tahtaları altına yazdığım
ayrılık şiirini okudukça
dalgalanır.


Sunay AKIN

7 Kasım 2012 Çarşamba

Ölmek Zamanı

dağılırdı saçlarınız yaz akşamı

batan güneşe karşı / kumral

susardınız ne de çok susardınız

anlaşılması güç susmanızın anlamı

sanki bir bulmaca uzun bir sarmal

uzadıkça sersem eder adamı

o zaman sevmek değil ölmek zamanı



(uzak bir kız sisli mavi susarsa

acılarla yüklüdür suskunluğu

akıl almaz tehlikeler içerir

hele hayatında bir sürgün varsa

kelepçe kuşlarının buz gibi uçuştuğu

o siyah tren uğultularla gelir

bütün üçüncü mevki cıgara dumanı)



bana susar bir hayalle konuşurdunuz

hani fakülteden çıkarken vurmuşlardı

kollarınızda ölen tıbbıyeli çocuk

birbirinize nasıl da uymuştunuz

sevginizde yüceltici birşeyler vardı

korku bulaşığı garip bir mutluluk

bir filmi hatırlatan belki bir romanı



(uzak mavi kız dalgasız bir su

ah onun yalnızlığı benim yalnızlığım

içimizde gemiler ansızın yol kesiyor

ansızın beni de vururlar mı korkusu

izlendiğini sanmak her gece adım adım

şehrin karanlığında devriyeler geziyor

telsizde cızırtılar / cinayet alarmı)



eflatun ve ıssız ağzınız bir muamma

susardınız arkasında susmuşluğunuzun

tekrar tekrar sizi duruşmaya çağırırlar

geç vakte kalır sorgular bitmez ama

hapislik nedir ki / unutulmak asıl sorun

seyreldikçe seyrelir istanbul`dan mektuplar

ne arayanı kalır gittikçe ne soranı



(baksa da beni görmüyor sanki yokum

duymadığı açık anlattıklarımı

sessizliği kalabalık giremiyorum

ölüler kuşatılmış sağımı solumu

geçmişte yaşıyor biliyorum

bir anlatabilsem onsuz olamadığımı

o zaman sevmek değil ölmek zamanı)
 



Atilla İLHAN

16 Ağustos 2012 Perşembe

Life is equal


The ugly truth that
Can never be known by me
Sneaking around and crowling
Reaching with cold hands
All over my solitude
While i am counting all the heart beats
Reflects on my wall
Like a shadow
Without my tears
But i am not crying
As a lonely man could
A man that tries to write
On water
A man must to decide
A soul to sacrifice
Touching is a must with the fingers
By night without a sight
To the non existence
Of depth of my dreams
Is a story
You can never be involved

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Ölüm Gelmişse

Bitmişse
Kızıllığını avuç avuç içtiğimiz şafaklar
Öğleler, ikindiler çoktan geçmişse
Bir akşamüstü garipliği
Sarmışsa her yeri
Güneş devrilmiş
Renkler solmuş
Sesler kesilmişse
Son kuşlar da geçip gitmişlerse ufuktan
Ve çiçekler
Bükmüşse boyunlarını dalgın dalgın
Bil ki ölüm saati gelmiştir
Senden uzak, kendimden uzak
Tüm umutlardan ve her şeyden uzak
Ben ölmüşümdür uzaklarda bir yerde
Gövdesini kurtların oyduğu
Bir ağaç gibi devrilmişimdir
O anı sen bileceksin herkesten önce
Herkesten iyi sen anlıyacaksın
Çaresizliğini, yıkılmışlığını
Sevdiğin adamın
Ve seni nasıl sevdiğini
Duyacaksın derinden derine
Belli belirsiz
Bir gölge düşecek gözlerine
Fakat ağlamıyacaksın, ağlamıyacaksın
Sen tek gelinim, sen tek kadınım
Sen güzelim, nazlım, bebeğim
Kadersizim sen
Gülerken ağlayanım, ağlarken gülenim
Varlığım, nedenim, alınyazım benim
Elbette ağlamıyacaksın
Çünkü sonsuzluklar
Sonsuz sevenler içindir
Çünkü ölüm
Sevmeyi ve ölmeyi bilenler içindir.

Ölümdü O

Ölümdü o, beni aldatmayın
Soğuk nefesiydi yüzümde duyduğum
Öyle sessizce öldüm ki defalarca
Hiç bir zaman anlaşılmadı yokluğum
Hayatın omuzunda bir yük olduğu
Nice yalnız geceler, nice akşamlar
Tanrı biliyor ya kaç kere öldüğümü
İnandım ölüme, aşka inandığım kadar
Satır satır yaşadım yazdıklarımı
Ne saadetin ne güzel günün şairiyim
Kimse acımasın bana, istemem
Ben aşkın ve ölümün şairiyim.

Yaşayan Ölü

Bir ölü gelecek evine yarın  
Gözlerinde yarım kalmış arzular  
Dalıp hayaline hatıraların  
Duracak kapında sabaha kadar  

Duyunca kapının çalındığını  
Korkulu gözlerle dışarı bakma  
Bütün odaların yak ışığını  
Bir benim kaldığım odayı yakma.  

Siyahlar giyin de pencereye çık  
Aç kapıyı korkma yabancı değil  
Bir ölü ki yaşıyor, gözleri açık  

Ölüm seni sevmekten acı değil  
Aradı bu ölü hayatı sende  
Öldü artık, sevsen de sevmesen de

Ben Kim Oluyorum?

Fotoğrafım
Antalya, Akdeniz, Türkiye
He who loves the cliff, must have wings!